HUZUR
IX
Yannis’in amerikanının kirli kromajlarına bakarken cama bir iki yağmur damlası vurdu. Sonra usulca camı yalayarak aşağı indi. İçim sıkıldı, başımı odadakilere doğru çevirdim. Dr. Yannis iki elini havaya kaldırmış küçük daireler çizerek bir şeyler anlatıyordu. Sol elini masaya, kağıtlarının üzerine indirdi sağ eliyle de beni işaret ederek annemin yüzüne doğru bir şeyler söyledi. Odanın içi daha da can sıkıcıydı. Yüzümü tekrar sokağa doğru çevirdim. Cama vuran damlalar çoğalmıştı. Yağmurun sesini, cama vururken çıkardığı tıkırtıları hayal etmeye çalıştım. Ama hatırlayamadım. Beceremedim. Aklım nedense ilkokula başladığım güne gitti. Sıcak bir sonbahar günü sınıfın ortasında avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Bildiğim birkaç küfrü “r” harflerini yutarak ortalığa savuruyordum. Şimdi daha çok küfür biliyorum.
Annem bir yandan beni omuzlarımdan tutup sakinleştirmeye çalışıyor, bir yandan da ettiğim küfürlerin sorumluluğunu üstüne alıp, etrafa utangaç gülücükler atarak öğretmenimden ve diğer velilerden özür diliyordu.
Annemden ayrı düşme korkusuna alıştığımdan ya da nefesim kesildiğinden ağlamayı bıraktım. Öğretmenim fırsattan istifade velileri dışarı aldı. Ön sıralardan birine oturup aralık duran kapıya baktım. Annem utançtan kıpkırmızı olmuş suratıyla gülümsemeye çalışıyordu. Öğretmen ani bir hareketle kapıyı kapattı. Sanki sınıf denen bu zindanda baş başa kalmışız gibi hissettim. Başımı önüme eğdim, sıramın üstündeki beyaz örtüye üç damla gözyaşım düştü. Hızlıca burnumu çekip kendimi toparlamaya çalıştım. Başımı kaldırıp etrafıma bakındım. Herkes pür dikkat öğretmeni dinliyordu. Elini sınıfın penceresine doğru çevirmiş okul bahçesindeki tören alanını gösteriyordu. Her sabah orada toplanacakmışız.
Bir süre camdan dışarısını seyrettim. Tören alanına, alandaki Atatürk büstüne, alanın etrafını çevreleyen çam ağaçlarına, turuncu boyalı çöp tenekelerine baktım. Cama irice bir kelebek çarptı, biraz havada sallandıktan sonra yere düştü. Ardından da bir sürü yağmur damlası cama hücum etti. öyle ki öğretmen, masasının yanındaki açık pencereyi zor kapattı.
Dr. Yannis’in suratında derdimin ne olduğunu anlayamamanın verdiği şaşkınlık ve altmış yıllık meslek yaşamının çaresizliği vardı. Annemin ve babamın yüzlerinde ise şaşkınlık, hüzün ve gelecek hayatın kaygısı hakimdi. Ben ise suratıma hangi ifadeyi oturtacağıma karar veremiyordum. Hayatının düzeni altüst olan bendim, bu durumda belli bir duruşum, bir ifadem olmalıydı. Ne bileyim hüzün, dehşet, umutsuzluk vb. gibi bir ifade. Ama ilginç ki suratıma oturtabildiğim tek ifade huzurdu. “Başıma bundan sonra daha ne gelebilir ki?” huzuruydu, yüzümdeki ifade.

0 felsefe yap!:
Yorum Gönder